murat's profile« » M µ ® å '][' « »PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    November 11

    ...

    November 09

    300 altın değerinde keklik

    Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, deve tellâl iken, pire mangal iken, ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken ...  ülkelerden birinde, kurda kuşa hükmeden bir padişah varmış....

    Günlerden bir gün halkının arasında halk gibi dolaşırken kuşçular çarsına uğramış. Bir ara gözü kekliklere ilişmiş. Bir grup kekliğin üzerindeki varakta,
    "Tane işi fiyatı 1 altın" yazıyormuş. Hemen yanı başlarında asılı, adeta altın kafes içinde bir keklik daha varmış. Onun yaftasında da 300 altın yazmaktaymış.

    Padişahın gözü 300 altınlık kekliğe takılmış ve sormuş:
    "Hayırdır, bunun diğerlerinden  farkı nedir ki, diğerleri  1 iken, bu 300 altın?"

    Satıcı, "Beyim bu keklik özel eğitimli, çok güzel ötüyor, ötmesi bir yana bunun ötüşünü duyan ne kadar keklik varsa hepsi onun etrafına doluşuyor. Tüm keklikler bir araya gelince avcılar da toplanan keklikleri rahatça avlıyorlar" demiş.

    "Satın alıyorum" demiş Padişah.
    Vermiş 300 altını ve hemen oracıkta vurduruvermiş kekliğin kafasını.

    Satıcı gözleri fal taşı gibi ve de şaşkın:
    "Ne yaptınız mirim, en maharetli kekliğin kafasını koparttınız, yazık değil mi" diye dövünürken;

    Padişah gürlemiş:
    "Kendi soyuna ihanet edenlerin er geç akıbeti budur."

    Gülsev Akın'a teşekkürlerimizle

    November 08

    Yalnızlık üzerine 2

    Yalnız kimse, kimseye günaydın diyemez.
    Sofraya tek tabak, tek kaşık, tek çatal ve tek bıçak koyar.
    Lavabonun boşalmasını beklemek zorunda kalmaz.
    Hep tek kişilik bilet alır. Yan koltuk ya boştur ya da tanımadığı biri tarafından doldurulur.
    Bütün konuşmaları kendi kendinedir.
    Telefonunu sadece numarayı yanlış tuşlayanlar arar.
    Posta kutusunda sadece faturalar vardır.
    Sinemada filmi kimsenin elini tutmadan izler.
    Işıkları hep kendi söndürür.
    Aynasında sadece kendisiyle göz göze gelir.
    Diş fırçası başkasının fırçasıyla asla karışmaz.
    Kimsenin doğum gününü hatırlamak zorunda değildir, kimse de onunkini.
    istediği kanalı izler ama aldığı zevki ya da duyduğu nefreti paylaşamaz.
    istediği saatte yatar ama "Allah rahatlık versin" sözünü duymadan.
    Sadece kendi dualarına "âmin" der.
    Sadece kendine masaj yapar.
    Sadece kendi ellerini ısıtır.
    Sadece "kendini" düşünür, "kendini" dinler.
    Kimseyi anlamaz, "kendisi" dahil.
    Kimseden ismini duymaz, kimsenin ismini telaffuz etmek zorunda kalmaz.
    Hiçbir şeyi paylaşmaz, yalnızlığı dahil.
    Yalnızın herşeyi sırdır, her hatırası itiraf.
    Kendini eleştirir kıyasıya, kendini yine kendisi savunur.
    En çok çoraplarını kıskanır.
    Yalnız, yalnız yaşar, ama yalnızca yaşamaz, aynı zamanda ölüdür

    November 05

    Bir kuş tut içinden

    Bir sayı tut içinden!....
    Tuttum
    İkiyle çarp. On beş ekle. Sonra ikiye böl. Tuttuğun sayıyı çıkar bu sayıdan. Yedi buçuk kalır geriye. Yedi buçuğu al, dondurmacıya git. Vişneli bir dondurma ısmarla kendine.

    Bir renk tut içinden!...
    Tuttum.
    İçindeki resmin gökyüzünü boya tuttuğun o renkle. Sonra içine doğru eğil ve boyadığın resmi izle.

    Bir tren tut içinden!....
    Tuttum.
    Bin o trene. Tren ağır ağır ayrılsın içindeki istasyondan. Sonra pencereye çık. Ağaçlar, evler ve direkler akıp gitsinler önünden.

    Bir sokak tut içinden!...
    Tuttum.
    Bahçeli evler olsun tuttuğun sokakta. Bahçelerde ağaçlar olsun. Ağaçların dallarında kuşlar… Kuşların ötüşünde bir şarkı.. Şarkıda bir şenlik!...

    Bir çiçek tut içinden!...
    Tuttum.
    Akşam sefası mı?
    Nasıl bildin?

    Bir mevsim tut içinden!...
    Tuttum.
    Tuhaf bir mevsim olsun. Bir yanımızda kar yağsın, bir yanımızda güneş açsın. Bir yanımızdaki ağaç yapraklarını döksün, bir yanımızdaki ağaç çiçek açsın. Leylekler hem gitsin, hem gelsin. Ah diyelim biz, bu kaçıncı mevsim.

    Bir yıldız tut içinden!...
    Tuttum.
    Bir yıldız daha tut içinden. Sonra bir yıldız daha. İçindeki yıldızlar çok olursa, ışıl ışıl aydınlık olur için.

    Bir kuş tut içinden.
    ….. Uçuyor, tutamıyorum!...
    November 04

    Arzularımız ve özgürlüğümüz

    Asya'da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır. Bir hindistancevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır.
    Hindistancevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı kadar büyüklük-tedir, yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz. Maymun, tatlının kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar ve yiyeceği kavrar, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır.

    Sıkıca yumruk yapılmış el, bu yarıktan dışarı çıkmaz. Avcılar geldiğinde,
    maymun çılgına döner ama kaçamaz. Aslında bu maymunu, tutsak eden
    hiçbirşey yoktur. Onu sadece onun kendi bağımlılığının gücü tutsak
    etmiştir. Yapması gereken tek şey elini açıp yiyeceği bırakmaktır. Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki bu tuzaktan kurtulan maymun çok
    nadir görülür.

    Bizi tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur.  Tüm yapmamız gereken, elimizi açıp benliğimizi ve bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak, özgürleşmektir.

    Joseph Goldstein

    November 03

    Herkes, Birisi, Herhangi biri ve "Hiç Kimse"...

    Hikayemiz; Herkes, Birisi, Herhangi Biri ve Hiç Kimse adlı dört kişi hakkında...

    Yapılması gereken önemli bir iş vardı  ...

                  Herkes, Birisi’nin bu işi yapacağından emindi.
                                    Gerçi işi,  Herhangi Biri de yapabilirdi.

    Ama Hiç Kimse yapmadı...

    Birisi buna çok kızdı. Çünkü iş Herkes’in işiydi.

    Herkes, Herhangi Biri’nin bu işi yapabileceğini düşünüyordu.

    Ama Hiç Kimse, Herkes’in yapamayacağının farkında değildi.

    Sonunda;
    Herhangi Biri’nin yapabileceği bir işi, Hiç Kimse yapmadığı için, Herkes, Birisi’ni suçladı.

     

    Gökten elmalar düştü.

    Hiç kimseyi herhangi biri yerine koymayıp, herkesi kendisi kadar benimseyen birisinin başına...!

    November 01

    Yavaş yavaş ölürler

    Yavaş yavaş ölürler
    Seyahat etmeyenler.
    Yavaş yavaş ölürler
    Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
    Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.

    Yavaş yavaş ölürler
    Alışkanlıklarına esir olanlar,
    Her gün aynı yolları yürüyenler,
    Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
    Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile
    girmeyenler,
    Bir yabancı ile konuşmayanlar.

    Yavaş yavaş ölürler
    Heyecanlardan kaçınanlar,
    Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
    görmek istemekten kaçınanlar.

    Yavaş yavaş ölürler
    Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
    Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
    Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına
    çıkmamış olanlar

    Pablo Neruda