murat's profile« » M µ ® å '][' « »PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    December 29

    Anne - çocuk

    Yillar sonra cocuk evlenmis, coluk cocuk sahibi olmus. Birgun, gecenin
    bir yarisi saat 3:30 civarlari telefonu calmis. Telefondaki ses, annesinin sesiymis

    Cocuk;

    -"Ne var Anne, ne istiyorsun bu saatte, neden beni rahatsiz ediyorsun?
    Sabah arasan olmaz miydi?" gibilerinden, annesini azarlayici sozler sarfetmis.

    Annesi, biraz buruk, biraz da aglamakli bir ses tonu ile;

    "Bundan 25 yil once de bir gece yarisi 3:30 da sen beni rahatsiz etmistin.

    DOGUM GUNUN KUTLU OLSUN OGLUM" demis...

    December 27

    Seninle olmanın en güzel yanı

    Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun?

    Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek.

    Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?

    ''Seni seviyorum'' sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek.

     

    Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun?

    Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek. Ve buradayken bile seni çılgınca özlemek...

    Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun?

    Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak. Senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak.

     

    Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun?

    Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana... Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte. Elimde kır çiçeğiyle seni beklemek... Aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek.

    Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun?

    Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak... Okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak.

     

    Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun?

    Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek. Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak. Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde. Kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime.

     

    Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun?

    Nereden bileceksin?

    Sen benimle hiç olmadın ki. Olsaydın avuçlarım terlemezdi... Isırmazdım dilimin ucunu... Özlemezdim seni yanımdayken.Kıskanmazdım.

    Korkmazdım yollarda yürümekten. Islanmazdım yağmurlarda... Yıldızlara aya dert yanmaz, böyle her şarkıda serhoş olmazdım.

    Korkmazdım seni kaybetmekten ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize... Ve her kulaçta haykırırdım seni..

     

    Ama sen hiç benimle olmadın ki...

    YA AKLIN BAŞKA YERLERDEYDİ YA YÜREĞİN...

     

     Can YÜCEL

    December 25

    Aranıyor

    Paylaşmanın kendini azaltmak olmadığını,
    Diğer çalışanların öcü olmadığını,
    Yüzyüze konuşmanın arkasından konuşmaktan daha etkili olduğunu,
    "Günaydın !" demenin borç para vermek olmadığını,
    "Lütfen !" demenin utanılacak bir şey olmadığını,
    Yönetici olmanın emir vermek olmadığını,
    işyerinde şarkı mırıldanmanın suç olmadığını,
    Astları ile aynı asansöre binmenin asansörü düşürmeyeceğini,
    Saygının el pençe divan durmak olmadığını,
    Geç gelenler listesinin erken gelmeyi sağlasa bile başarıyı arttırmayacağını,
    Bol bol toplantı yapıp fırça atmanın yöneticilik olmadığını,
    Kahkahalar ile gülmenin laubalilik demek olmadığını,
    Saygı duyulacak iş, saygı duyulmayacak iş diye bir ayırımın olmadığını,
    Yöneticiye duymak istediğini söylemenin iyilik olmadığını,
    Eğitimin dinlenme olmadığını,
    Iletişim kurmanın sadece konuşmak olmadığını,
    "Özür dilerim !" kelimesinin yasak olmadığını,
    Yaşamda sevinçler kadar hüzünlerin de olduğunu,
    Mutluluk maskelerinin satılmadığını bilen
    Kendisi ve bütün dünya ile barışık olan,
    Ve bunları tüm çevresine anlatıp aşılayacak kişiler

    ARANMAKTADIR..

    December 22

    Eğer

    O'nu hatırladıkta başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz... ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz... ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin... O'nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O'nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain...

     sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O'ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,

     ve O, her durduğunuz yerde duruyor,

     her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp,

     hüzünlendikçe ağlıyorsa...

     dünyanın en güzel yeri O'nun yaşadığı yer, en güzel kokusu

     bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...

     hayat O'nunla güzel ve onsuz müptezelse... elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü,

     O'nun yüzü pembeyse, kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...

     her şiirde anlatılan O'ysa... her filmin kahramanı O...

     her roman O'ndan söz ediyor, her çiçek O'nu açıyorsa...

     bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez

     özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,

     iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa...

     iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...

     eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O'nu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın

     O olduğunu adınız gibi biliyorsanız... mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O'na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke O anlatsa" diye iç geçiriyorsanız...

     kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...

     özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...

     hem kimseler duymasın, hem cümle alem bilsin istiyorsanız...

     O'nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse... ayrılık ölüme,

     vuslat sehere denkse...

     gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de;

     bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O'nun yüzü suyu hürmetine...

     uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa...

     dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa, nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim... gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı,

     bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...

     Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız,

     sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla...

     ...o halde bugün sizin gününüz!..

     "Çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz.

     Can Dündar

    December 18

    Sevmek

    Gençken de severiz elbette. Aşık oluruz,tutuluruz birilerine. Ama gerçekten sevmeyi öğrenmek ciddi bir iştir ve zaman ister.
    Olgunlaşmamız, hayatı, kendimizi ve karşı cinsi tanımak gerekir, ölesiye değil, adam gibi sevmek için.
    Kadınlar genellikle otuzlarında, erkekler ise kırklarında keşfederler gerçek sevgiyi.
    Ve anlarız ki sevmek, sevileni olduğu gibi kabul etmek demektir.
    Anlarız ki, sevilenin sevdiği her şey bizim için de sevilesidir.
    Anlarız ki, sevdiğinizle kesin olarak dost da olmamız gerekirmiş.
    Anlarız ki, sevdiğimizin özgürlüğüne, yalnızlıklarına saygı göstermemiz gerekirmiş.
    Anlarız ki, sevdiğiniz insanın kişiliğine yönelik eleştirilerden kaçınmamız gerekirmiş.
    Anlarız ki, en kısa yoluymuş sevileni değiştirmeye kalkmak.
    Anlarız ki, sevdiğimiz de karşılıksız sevmemiz gerekirmiş .
    Anlarız ki, birbirimize içten gelen bir saygı duymamız gerekirmiş.
    Anlarız ki, en zor anlarımız da bile hep yanı başımız da olan insan sevilirmiş yürekten.
    Anlarız ki, birbirimize kendimizi olduğumuz gibi anlatmakla besleyip ,çoğaltabiliriz sevgimizi.
    Anlarız ki, tartışmalarımız her zaman aramızda ki sorunları çözmeye yönelik olmalıymış.
    Anlarız ki, anlamsız kıskançlıklarla sevgimizi boğmamalıymışız.
    Anlarız ki, hayatımıza sevgimize burunlarını sokanların o burunlarını kırıp ellerine vermeliymişiz.
    Anlarız ki, insan bağımlısı olmak değilmiş sevmek..
    Ve anlarız ki, sevmeyi öğrenmek yıllarını alırmış insanın.

    December 17

    BEN VE İÇİMDEKİ BEN

    Dinle beni içimdeki ben, Bu yürek ikimizi çekmez. Ya sen demir atmalısın ya ben, Bu liman ikimize yetmez.

    Güneşin çocuğusun sen, Neşen hiç tükenmez. Oysa; Yağmuru severim ben, Ağladığım fark edilmez.

    Çokluktan yanasın sen, Gönül okşayanların hiç bitmez. Oysa; Yalnızlığı severim ben, Kimse alay edemez.

    Gündüzlerin adamısın sen, Yüzüne gölge düşmez. Oysa; Geceyi severim ben, Çirkinliğim görünmez.

    Güzelin peşindesin sen, Değerine paha biçilmez. Oysa; Çirkini severim ben, Güzelim diye övünmez.

    İnsana taparsın sen, Tatlı sözü esirgemez, Oysa; Hayvanı severim ben, Dili yok, yalan söylemez.

    Dinle beni içimdeki ben. Bu liman ikimize yetmez. Ya sen demir almalısın ya ben. Yoksa bu kavga bitmez.