murat's profile« » M µ ® å '][' « »PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    August 22

    senden ne zaman vazgeçtim?

    Kötü günümde yanımda olmadığın zaman vazgeçtim.
    Canın sıkıldığında benimle paylaşmadığında vazgeçtim.
    Kırılacak veya tedirgin olacak olsam bile düşüncelerini açıkça söylemediğini anladığım zaman vazgeçtim.
    Bana yalan söylediğini anladığım, sana güvenemediğim zaman vazgeçtim.
    Gözlerime baktığında, kalbinle bakmadığını ve bana hala söylemediğin şeyler olduğunu hissettiğimde vazgeçtim.
    Bana karşı ne çok sırlarının olduğunu anladığımda vazgeçtim.
    Her sabah uyandığımda baş ucumda duran hayalinin artık olmadığını fark ettiğimde vazgeçtim.
    Düşüncelerime ve duygularıma değer vermediğini anladığımda vazgeçtim.
    Sevgi ve şefkatini benden esirgeyip yabancılara sergilediğinde vazgeçtim.
    Gözlerinde bana ait olan ışığın, yüzündeki tebessümün ve aydınlığın kaybolduğunu gördüğümde vazgeçtim.
    Sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek paylaşmayı unuttuğun için vazgeçtim.
    Bana katlanmaya çalıştığını fark ettiğimde vazgeçtim.
    Ben senden vazgeçmedim aslında, senin benden çoktan vazgeçtiğini anladığımda senden vazgeçtim...

    -alıntı-

    August 20

    2 fincan kahve

    Bir gün bir profesör, masasının üzerinde birkaç kutu olduğu halde felsefe dersindedir.  Ders başladığında, hiçbir şey söylemeden, önüne büyükçe bir  mayonez kavanozunu alır ve içerisini tenis topları ile doldurur. Ve  öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar,  Öğrenciler ittifakla  kavanozun dolduğunu ifade ederler.
    Bu sefer profesör önündeki kutulardan bir tanesinden aldığı çakıl taşlarını, çalkalayarak kavanoza döker, böylece  çakıl taşları kayarak, tenis toplarının aralarındaki  boşlukları doldurur.  Ve öğrencilere tekrar kavanozun dolup dolmadığını sorar,  Onlar da "evet"  doldu derler. Tekrar profesör masanın üzerindeki diğer kutuyu eline alır ve içindeki kumu yavaşça kavanoza döker. Tabii ki kumlar da çakıl taşlarının aralarındaki boşlukları doldurur. Ve tekrar öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar,
    Öğrenciler de  koro halinde "evet" derler.

    Bu sefer profesör masanın altında hazır bekleyen 2 fincan kahveyi alır ve kavanoza boşaltır, kahve de kumların arasında kalan  boşlukları doldurur.   Öğrenciler gülerler!  Profesör öğrencilerin gülüşünü destekleyerek "evet" diyerek; Ben "Bu  kavanozun sizin hayatınızı simgelediğini ifade etmeye çalıştım" der.

    Şöyle ki; Bu tenis topları hayatınızdaki önemli şeylerdir; dininiz, ibadetleriniz, aileniz, çocuklarınız, sıhhatiniz, arkadaşlarınız ve sizin  için önemli olan şeylerdir. Şayet diğer şeyleri kaybetseniz de, bu  önemli şeyler kalır ve hayatınızı doldurur.

    O çakıl taşları ise daha az önemli olan diğer şeylerdir; işiniz,  eviniz, arabanız vs.  Kum ise diğer ufak tefek şeylerdir.  "Şayet kavanoza önce kum doldurursanız..." diye, anlatmaya devam eder, "çakıl taşlarına ve özellikle de tenis toplarına  (yeterli) yer almaz. Aynı şey hayatımız için de geçerlidir. Vaktinizi  ve enerjinizi ufak tefek şeylere harcar, israf ederseniz, önemli şeyler  için
    vakit kalmayacaktır. Dikkatinizi mutluluğunuz için önem arz eden şeylere  çevirin. Çocuklarınızla oynayın. Sıhhatinize dikkat edin. Eşinizle  yemeğe  çıkın. Evinizin ihtiyaçlarını karşılayın. Öncelikle tenis toplarını  kavanoza yerleştirin. Öncelikleri, sıralamayı iyi bilin. Gerisi hep kumdur. Bu ara bir öğrenci parmağını kaldırır ve sorar;  "Pekiyi, o iki  fincan kahve nedir?"
    Profesör gülerek: "Bu soruyu sorduğuna sevindim. Hayatınız ne kadar dolu olursa olsun, her zaman dostlarınız ve sevdiklerinizle bir fincan kahve içecek kadar vakit ayırın!"
     
    alıntı...
    August 18

    Şarkı falı

    Şarkılardan fal tuttum ikimize kaç kere
    Sana bahar gül bülbül, bana hep hasret düştü
    Dua ettim kaç gece avuç açıp göklere
    Sana neş'e mutluluk, bana hep hasret düştü
    August 03

    Ne istersin?

    Dilek olmak isterdim… Kayan bir yıldızın ardından tutulan.
    Armağan olmak isterdim… Bir çocuğun başucuna bırakılan.
    Gülücük olmak isterdim… Kollarını annesine açan bir bebekte.
    Nota olmak isterdim… Yazılmayı bekleyen bir aşk şarkısında.
    Nefes olmak isterdim… Neyzenin neyine üflediği.
    Kanat olmak isterdim… Özgürce uçan bir kuşta.
    Zeytin dalı olmak isterdim… Bir güvercinin gagasında.
    Deniz olmak isterdim… Balıkçıya ümit olmak için.
    Çakıl taşı olmak isterdim… Özenle seçilip saklanmak için.
    Yakamoz olmak isterdim… Sevgililerin düşlerinde.
    Öpücük olmak isterdim… Sadece senin dudaklarında.
    Anahtar olmak isterdim… Her bir sırrı açan.
    Kalem olmak isterdim… Hiç tükenmeden seni yazan.
    Çizgi olmak isterdim… Ninemim yaşlı yüzündeki anılarda.
    Kardelen olmak isterdim… Ölümün sessizliğinde açan.
    Velhasıl ben ölüme çeyrek kala olamadıkları isterken,
    Peki ya sen?

    July 31

    Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman

    Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü
    Kar yağmış dağlara, bozulmamış ütüsü
    Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü
    Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana
    Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana
    -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

    Ay, şafağa yakın bir mum gibi erimeden
    Dağlar çivilendikleri yerde çürümeden
    Bebekler hayta hayta yürümeden
    Geleceğim diyorum, geleceğim sana
    Ne olur kesin bir takvim sorma bana
    -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

    Beklesen de olur, beklemesen de
    Ben bir gök kuruşum sırmalı kesende
    Gecesi uzun süren karlar-buzlar ülkesinde
    Hangi ses yürekten çağırır beni sana
    Geleceğim diyorum, takvim sorma bana
    -Ihlamur çiçek açtığı zaman.

    Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi
    Sen bir zümrüd-ü ankaydın, elim tüylerine deydi
    Sevda duvarını aştım, sendeki bu tılsım neydi?
    Başka bir gezegende de olsan dönüşüm hep sana
    Kesin bir gün belirtemem, n`olur takvim sorma bana
    -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

    Eski dikişler sökülür de kanama başlarsa yeniden
    Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben
    Yeter ki bir çağır beni çiçeklendiğin yerden
    Gemileri yaksalar da geleceğim sana
    On iki ayın birisinde, kesin takvim sorma bana
    -Ihlamur çiçek açtığı zaman.

    Bak işte, notalar karıştı, ezgiler muhalif
    Hava kurşun gibi ağır, yağmursa arsız
    Ey benim alfabemdeki kadîm Elif
    Ne güzellik, ne de tat var baharsız
    Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana
    Geleceğim diyorum, biraz mühlet tanı bana
    -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

    Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
    Ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan
    Kimseye uğramam ben sana uğramadan
    Kavlime sâdıkım, sâdıkım sana
    Takvim sorup hudut çizdirme bana
    Ben sana çiçeklerle geleceğim
    -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

    (Uzaklara Türkü)
     

    Bahattin Karakoç

    July 30

    Sen Yoktun

    Günler zakkum yaprakları gibi

    Birer birer dökülürken ayaklarımın dibine

    Ben her gece karanlığa dikip gözlerimi

    Senin aydınlığını bekledim

    Sen yoktun

    Binlerce adım attığım bu kentin sokaklarında

    Her köşeyi her parkı her ağacı ezberledim

    Sevdaya bulanmış her kaldırım taşında

    Seni aradım

    Sen yoktun

    Evlerin duvarları birer birer üzerime yıkıldı

    Her bir hücremin cezasını ta yüreğimde hissederken

    Beni enkazın altından çekip alabilecek

    Ellerini aradım

    Sen yoktun

    Özlem şarkılarını ezberledim

    Kimini bağıra çağıra kimini fısıltıyla söyledim

    Karanlığa haykırdım hasretini

    Sesimi duyacaksın diye bekledim

    Sen yoktun

    Senden gelecek tek bir haberi bekledim

    Saatler asır gibi geldi geçmedi

    Çalan her telefonu

    Yüreğimin deli gibi çağlayana dönen atışıyla açtım

    Senden başka duyduğum her seste

    Hep aynı hayal kırıklığını yaşadım

    Onlar beni duymak istiyordu bense seni

    Sen yoktun

    Seni aramaktan yorgun düşmüş bedenimi

    Karanlığın kucağına uzattım her gece

    Bir an önce sabah olsun diye

    Uykunun beni çekip almasını istedim

    Olmadı!

    Kaç gece sabahı ettim gözlerimi kapamadan

    Kaç gece merdivenlerdeki ayak seslerini dinledim

    Gelen sensindir diye

    Sen yoktun

    Her akşamla birlikte hüzün de yağdı bu kentin üzerine

    Ay yalnızlığın işaretiydi benim için

    Beni ıslatan yağmur olmadı

    Ben senin özleminle sırılsıklamdım Ağustos sıcağında

    Hayat bana merhaba dedi

    Uzun ayrılıktansonra gelmez dediğim

    Göçmen kuşların dönüşünü gördüm

    Sen yoktun

    Gökyüzünün sonsuz maviliğine umut bağladım

    Sokaklarda fark ettim bekleyişlerimi

    Hep sensiz arabalar geçti yanımdan

    Ben yıldızların hasret türkülerine eşlik ettim

    Sen yoktun

    Gözümden tek bir yaş kalmadı

    Onlar sana aktı sana akmalıydı

    Kimselere söyleyemedim acılarımı

    Bekleyişimin öyküsünü kimselere anlatamadım

    Nice fırtınalar koptu yüreğimde

    Dalgalar dövdü hayallerimi

    Sığınacak bir liman yaslanacak bir omuz aradım

    Sen yoktun

    Kadri Çelik

    July 09

    Mühürlendin sen benim ömrüme

    Biraz Uzak Dur Benden Bugün

    Hiç Bir Söz Söyleme, Duymasın Kulaklarım Dediklerini

    Bakma Gözlerime Öyle,

    Götürme Beni Uzaklara, Hayaller Uçuşmasın, Umutlar Doğmasın Yeniden..

    Gülmek İstemiyorum Bugün, İçimden Gelmiyor İşte Öylesine Gülümsemek…

    Sadece Biraz Sessizlik,

    Sadece Biraz Sensizlik Aslında..

    Açma Gönlümün Penceresini, Yine Gelip Oturma Kalbimin Baş Köşesine..

    Sadece Sus Biraz Öyle

    Ve Bakma..

    Yine Gideceksin Çünkü O Yüzdendir “Gelme” Deyişim.

    Zor Oluyor Artık

    İmkansız Gibi

    Acı Veriyor..

    Gidişinin Ardından Kendimi Avutamamak Zoruma Gidiyor

    Birine Bağlanmak; Benim Olmadığını Bile Bile Benimsemem Gücüme Gidiyor

    Farkındayım, Acı Olan Bu: Her şeyin Farkındayım

    Ben Sana Aitim Ama Biliyorum ki Sen Bana Ait Değilsin

    Gitmek Istediginde “Dur” Deme Lüksüne Sahip Değlim Ben

    Ama Geldiğin de Gideceğini Bildiğim Halde, Kendimi Biraz Daha Bitireceğimi Bildiğim Halde, Sana “Git” ‘ de Diyememek Ağır..

    Gelme Diyemem, Biliyorsun

    Ama Anla!

    Gelme ki Yine Gitmeyesin…

    Bakma ki Gözlerini Yine Benden Çekmeyesin..

    Gülümseme ki Bir Daha Beni Gülüşünle Kandırmayasın

    Git Demiyorum

    Sadece Gelme!

    April 18

    Erkekler ne der, ne düşünür?

     
    1. "BEN BALIĞA ÇIKIYORUM" 
     ÇEVİRİSİ: Ben elimde bir çubukla bütün gün sandalda oturucam, kusana kadar içicem ve denizde yüzen balıkları izleyeceğim" 
     2. "BU ERKEKLERİ İLGİLENDİREN BİRŞEY" 
     ÇEVİRİSİ: "Bunun bilinen bir mantıklı açıklaması yok, Boşuna uğrasma hiçbir mantık kalıbına sokamazsın." 
     3."YEMEĞE YARDIM EDİYİM Mİ?" 
     ÇEVİRİSİ: "Yemek neden hala masaya gelmedi?" 

     4. "EVET TATLIM... HAKLISIN SEVGİLİM" 
     ÇEVİRİSİ: Çevirisi yok.. onlar bu sözleri periodik olarak söylemeleri için şartlandırılmıştır. 
     5. "BUNU ANLATMAK ÇOK UZUN SÜRER" 
     ÇEVİRİSİ: "Bu lanet şeyin nasıl çalıştığı hakkında hiçbir fikrim yok" 
     6. "ELBETTE SENİ DİNLİYORDUM TATLIM;SADECE AKLIMDA BİR SÜRÜ KARMAŞIK ŞEY VAR"
    ÇEVİRİSİ: "Su karşıdaki kızıl bombanın erkek arkadaşı var mı yok mu kafam ona takıldı da"

     7. "SEVGİLİM BİRAZ ARA VER, SABAHTAN BERİ EVİ TEMİZLİYCEM DİYE HELAK OLDUN"

    ÇEVİRİSİ: "Şu elektrikli süpürgeyi artık sustursan iyi olucak, filmin içine ettin!!" 

     8. "HMMM EVET ÇOK İLGİNÇ HAYATIM." 
     ÇEVİRİSİ: "Sen hala konuşuyor musun?" 

     9. "HAFIZAM PEK İYİ DEĞİLDİR BİLİYORSUN" 
     ÇEVİRİSİ: "American Pie'ın sözlerini hatırlıyorum, ilk öptüğüm kızın evinin yolunu hatırlıyorum, bugüne kadarki bütün arabalarımın teknik özelliklerini hatırlıyorum ama senin doğumgününü unuttum" 

     10. "SENİ DÜŞÜNÜYORDUM VE SANA BU GÜLLERİ GETİRDİM CANIM". 
     ÇEVİRİSİ: "Köşebaşında gülleri satan kız tam bir afetti"

     11."ENDİŞELENME TATLIM, ALT TARAFI KÜÇÜK BİR KESİK" 
     ÇEVİRİSİ: "Aslında tam damarı kestim ama gebericeğimi bilsem canımın ne kadar acıdığını itiraf etmiycem" 

     12. "HEY, BUNU YAPMAK İÇİN NEDENLERİM VAR" 
     ÇEVİRİSİ: "...Ve en kısa zamanda iyi bir tane bulsam iyi olucak" 

     13. "HANİ NEREYE DÜŞTÜ?? BULAMIYORUM İŞTE!!" 
     ÇEVİRİSİ: "Yakalamak için ellerimi açtım ama yakalayamadım, dolayısıyla attığın gibi kendin bul"

     14. "YİNE NE YAPTIM?"

     ÇEVİRİSİ: "Yine nasıl yakaladın???"

     15. "TABİİ Kİ SENİ DUYDUM TATLIM"

     ÇEVİRİSİ: "Ne söylediğin hakkında hiçbir fikrim yok ve umarım dinliyormuş gibi yaptığımı anlayınca 3 saat bağırıp çağırmazsın"

     16. "BİLİYORSUN GÜZELİM BEN BAŞKASINI SEVEMEM"

     ÇEVİRİSİ: "Senin çığlıklarına bile zar zor alıştım ve daha kötüsüyle karşılaşma riskini göze alamam"

     17. "MUHTEŞEM GÖRÜNÜYORSUN"

     ÇEVİRİSİ: "Tanrım ne olur bu denediğin son elbise olsun yoksa kalp krizi geçiricem"

     18. "SAKİN OL KAYBOLMUŞ FALAN DEĞİLİZ..NERDE OLDUĞUMUZU BİLİYORUM"

     ÇEVİRİSİ: "Bizi kimse bulamayacak

    March 31

    kuklalar ve insanlar

    Marangozun biri; kuklalar yapıp, ipleri elinde salmış ortalığa...
    Kiminin ipi uzun, kiminin ki kısa. Sonra bir avuç hüzün, bir avuç acı, bir tutamda mutluluk serpmiş ortalığa...
    Başlamış kuklaları oynatmaya. İpleri kısa olanlar, uzanamamış mutluluğa...
    YAŞAYANLAR:
    Uzun olanlarsa, tam eriştiklerini sandıkları anda bir tutam mutluluğa, çarpmışlar kocaman acı duvarlarına! Ve acıyı öğrenmiş tahta bedenleri, bir tutam mutluluk için, ödenen o bedeli...
    Derken, acı ile mutluluk arasında gide gele tahta bedenleri, insan olmuşlar... Sonra da koparıp iplerini, bir acuç hüzünle susturmuşlar kanayan yüreklerini...
    Ama bir daha kukla olamamışlar.
    YAŞAYAMAYANLAR:
    İpleri kısa olanlarsa, ne mutluluk, ne acı, ne de hüznü öğrenemeden, sonsuza dek oynayıp durmuşlar ortalıkta... Hiçbir şey yaşamadan, hiçbir duyguyu tadamadan kalakalmışlar….
    March 30

    Belki

    Belki, Tanrı yanlış insanlarla tanışmamızı istedi doğru insanı tanımadan önce,
    böylece en sonunda doğru insanla tanıştığımızda, bu hediyenin ne yüce olduğunu anlamamız için.

    Belki, mutluluk kapısı kapandığında, başkası açılıyordur,
    fakat böyle zamanlarda kapanan kapıya öyle uzun bakarız ki,
    bizim için açılan diğer kapıyı görmeyiz bile.

    Belki, en iyi arkadaşlık, sallanan bir koltukta beraber sallandığınız,
    tek bir kelime etmediğiniz, ve giderken bunun
    hayatınızdaki en iyi sohbet olduğunu düşündüğünüz kişilerde saklıdır.

    Belki, elimizde olanın kıymetini kaybettiğimizde
    anladığımız doğru olabilir, fakat elimize gelene kadar
    neler kaçırdığımızın farkına varamadığımız da doğrudur.

    Birine sevginizin tümünü sunmak, asla sizi de aynı şekilde
    seveceğinin garantisi değildir. Sevgiye karşılık beklemeyin;
    Sadece sevginin karşıdakinin kalbinde büyümesini bekleyin;
    fakat olmazsa da, sizin kalbinizde büyüdüğüne emin olun.

    Birine çarpılmak için bir an yeterlidir, birinden
    hoşlanmak bir saat, ve birini sevmek içinde bir gün
    yeterlidir, ama birini unutmak ise bir ömür sürer.

    Görünüşe aldanmayın; kandırıcı olabilir. Zenginliğe
    aldanmayın; yok olur gidebilir. Sizi güldüren birini
    seçin çünkü karanlık bir günü aydınlatan şey bir
    gülümsemedir. Kalbinizi gülümsetebilen birini bulun.

    Öyle zamanlar vardır ki, bazen birini öylesine çok
    özlersiniz ki, onu hayallerinizden çıkarıp,
    gerçek hayatta kucaklamak istersiniz.

    Hayal etmek istediğiniz şeyi hayal edin, gitmek
    istediğiniz yere gidin, olmak istediğiniz kişi olun,
    çünkü yaşayabileceğiniz tek bir hayatınız var, ve
    tüm bunları yapabilmek için tek bir şansınız.

    Sizi tatlı kılacak kadar yeterli mutluluğunuz olsun,
    güçlü kılacak kadar acı deneyiminiz, insan kılacak kadar
    üzüntünüz, ve sızı mutlu kılmaya yetecek kadar umudunuz olsun.

    Daima kendinizi başkalarının ayakkabılarına koyun.
    Eğer ayaklarınız acıyorsa, o kişininkiler de acıyordur.

    En mutlu kişiler, herşeyin en iyisine sahip olanlar değildir,
    onlar karşılarına çıkan herşeyin değerini en iyi bilenlerdir.

    Mutluluk, ağlayanlar, incinenler, araştırma yapanlar, ve
    çabalayanlar için vardır, çünkü böyle insanlar hayatlarına
    giren her insanın önemini takdir edenlerdir.

    En parlak gelecek, unutulmuş bir geçmişin üstünde yükselir,
    geçmişinizdeki kalp kırıklıklarını ve hataları silmezseniz
    hayatın içinde ilerleme şansınız olmaz.

    Doğumunuzda siz ağlarken çevrenizdeki herkes gülüyordu,
    öyle bir hayat yaşayın ki öldüğünüzde gülen siz olun,
    ağlayan da çevrenizdekiler.
    March 29

    Kalıplara sığmak...

    ve külkedisi kaçarken, pabucu ayağından fırladı.ertesi gün prens ayağı
    bu pabuca sığacak genç kızı aramaya koyuldu.
    ülkenin tüm kızları, prens tarafından beğenilmek için, ayaklarını daha
    ufak hale nasıl getireceklerinin çabasına giriştiler.
    işte o gün bu gündür kadınlar,ayaklarını,erkekler tarafından belirlenmiş
    kalıplara sıkıştırmaya çalışır, böyle yaparak erkeğin ''prensesi''
    olacağını düşler dururlar.zaman geçtikçe topallamasının,kendini depresif
    hissetmesinin sebeplerini sürekli kendi eksikliklerinde arayarak ...
    ve pabucun ne denli geçerli olduğunu düşünmeden...
    erkekler ise ellerindeki ''ayakkabıya''(veya düşlerindeki kalıba)
    ''ayağını'' (kendini) sıkıştıracak kadını arar; ''ayağı sıkışmış'' bir
    kadının ne denli gerçek, ne kadar huzurlu, mutlu olup-mutlu
    edebileceğini düşünmeden...
    ve birlikte yalınayak yaşayabilmenin özgür keyfinden habersizce...

    March 25

    Bir soru - Bir analiz

    Soru şu; "Kedinin biri ağaca çıkmış ve inmek istemiyor.. Kediyi o ağaçtan indirmek için ne yaparsınız?.." Burada düşünün ve cevabınıza göre kariyer analizinizi bulun..
    1-Ağaca tırmanırsınız;
    2-Ağaca merdiven dayayıp çıkarsınız.
    3-"Gel pisi pisi" diye bağırırsınız;
    4-Dişi bir kedi bulup ağacın altına getirirsiniz;
    5-İtfaiye gibi kurtarıcı görevlileri ararsınız;
    Şimdi yanıtınızı analiz edelim..
    1-Ağaca tırmandıysanız; Cesur ve girişkensiniz.. İyi bir Satış Temsilcisi olursunuz..
    2-Ağaca merdiven dayayıp çıktıysanız; Hedefe nasıl ve ne yöntemlerle ulaşacağınızı planlayabiliyorsunuz.. İyi bir Halkla İlişkiler Müdürü olursunuz..
    3-"Gel pisi pisi" diye bağırdıysanız; Saflık derecesinde iyimsersiniz.. Ne yaparsanız yapın, sakın kendi işinizi kurmaya kalkmayın..
    4-Dişi bir kedi bulup ağacın altına getirdiyseniz; Kendi işinizi kurup çok başarılı ve ünlü olabilirsiniz..
    5-İtfaiye gibi kurtarıcı görevlileri aradıysanız; Sorumluluğu başkalarına atmayı iyi beceriyorsunuz.. İyi bir Üst Düzey Yönetici olursunuz..
    January 26

    Siz katlanıyor musunuz?

    Delikanlı kızı çok seviyordu.Evleneceklerdi.
    Ama sorunları birden artmıştı... İşte ve evde...
    Asabileşmiş, sevgilisini üzer olmuştu.
    Hatta ağlatmıştı bir keresinde...
    Bir gün, mutlu bir gün...
    Birbirlerine sarılmışken, delikanlı sordu:
    "Bana neden katlanıyorsun?...
    Ama hemen cevap verme. İyi düşün!...
    Ben aynı soruyu senin için kendime sordum ve cevabı buldum.
    Bakalım sen ne cevap bulacaksın?"
    Kız düşündü ve yanıt verdi:
    "Seni sevdiğim için."
    Delikanlının suratı asılır gibi oldu.
    Kız beklenen yanıtı vermediğini hissetti.
    Bakalım doğru cevap neydi?
    O da sordu:
    "Peki sen bana neden katlanıyorsun?
    "Delikanlı sımsıkı sarıldı kıza...
    "Ben sana katlanmıyorum ki !!!..."

    December 29

    Anne - çocuk

    Yillar sonra cocuk evlenmis, coluk cocuk sahibi olmus. Birgun, gecenin
    bir yarisi saat 3:30 civarlari telefonu calmis. Telefondaki ses, annesinin sesiymis

    Cocuk;

    -"Ne var Anne, ne istiyorsun bu saatte, neden beni rahatsiz ediyorsun?
    Sabah arasan olmaz miydi?" gibilerinden, annesini azarlayici sozler sarfetmis.

    Annesi, biraz buruk, biraz da aglamakli bir ses tonu ile;

    "Bundan 25 yil once de bir gece yarisi 3:30 da sen beni rahatsiz etmistin.

    DOGUM GUNUN KUTLU OLSUN OGLUM" demis...

    December 27

    Seninle olmanın en güzel yanı

    Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun?

    Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek.

    Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?

    ''Seni seviyorum'' sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek.

     

    Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun?

    Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek. Ve buradayken bile seni çılgınca özlemek...

    Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun?

    Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak. Senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak.

     

    Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun?

    Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana... Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte. Elimde kır çiçeğiyle seni beklemek... Aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek.

    Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun?

    Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak... Okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak.

     

    Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun?

    Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek. Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak. Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde. Kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime.

     

    Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun?

    Nereden bileceksin?

    Sen benimle hiç olmadın ki. Olsaydın avuçlarım terlemezdi... Isırmazdım dilimin ucunu... Özlemezdim seni yanımdayken.Kıskanmazdım.

    Korkmazdım yollarda yürümekten. Islanmazdım yağmurlarda... Yıldızlara aya dert yanmaz, böyle her şarkıda serhoş olmazdım.

    Korkmazdım seni kaybetmekten ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize... Ve her kulaçta haykırırdım seni..

     

    Ama sen hiç benimle olmadın ki...

    YA AKLIN BAŞKA YERLERDEYDİ YA YÜREĞİN...

     

     Can YÜCEL

    December 25

    Aranıyor

    Paylaşmanın kendini azaltmak olmadığını,
    Diğer çalışanların öcü olmadığını,
    Yüzyüze konuşmanın arkasından konuşmaktan daha etkili olduğunu,
    "Günaydın !" demenin borç para vermek olmadığını,
    "Lütfen !" demenin utanılacak bir şey olmadığını,
    Yönetici olmanın emir vermek olmadığını,
    işyerinde şarkı mırıldanmanın suç olmadığını,
    Astları ile aynı asansöre binmenin asansörü düşürmeyeceğini,
    Saygının el pençe divan durmak olmadığını,
    Geç gelenler listesinin erken gelmeyi sağlasa bile başarıyı arttırmayacağını,
    Bol bol toplantı yapıp fırça atmanın yöneticilik olmadığını,
    Kahkahalar ile gülmenin laubalilik demek olmadığını,
    Saygı duyulacak iş, saygı duyulmayacak iş diye bir ayırımın olmadığını,
    Yöneticiye duymak istediğini söylemenin iyilik olmadığını,
    Eğitimin dinlenme olmadığını,
    Iletişim kurmanın sadece konuşmak olmadığını,
    "Özür dilerim !" kelimesinin yasak olmadığını,
    Yaşamda sevinçler kadar hüzünlerin de olduğunu,
    Mutluluk maskelerinin satılmadığını bilen
    Kendisi ve bütün dünya ile barışık olan,
    Ve bunları tüm çevresine anlatıp aşılayacak kişiler

    ARANMAKTADIR..

    December 22

    Eğer

    O'nu hatırladıkta başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz... ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz... ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin... O'nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O'nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain...

     sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O'ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,

     ve O, her durduğunuz yerde duruyor,

     her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp,

     hüzünlendikçe ağlıyorsa...

     dünyanın en güzel yeri O'nun yaşadığı yer, en güzel kokusu

     bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...

     hayat O'nunla güzel ve onsuz müptezelse... elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü,

     O'nun yüzü pembeyse, kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...

     her şiirde anlatılan O'ysa... her filmin kahramanı O...

     her roman O'ndan söz ediyor, her çiçek O'nu açıyorsa...

     bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez

     özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,

     iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa...

     iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...

     eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O'nu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın

     O olduğunu adınız gibi biliyorsanız... mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O'na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke O anlatsa" diye iç geçiriyorsanız...

     kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...

     özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...

     hem kimseler duymasın, hem cümle alem bilsin istiyorsanız...

     O'nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse... ayrılık ölüme,

     vuslat sehere denkse...

     gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de;

     bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O'nun yüzü suyu hürmetine...

     uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa...

     dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa, nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim... gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı,

     bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...

     Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız,

     sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla...

     ...o halde bugün sizin gününüz!..

     "Çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz.

     Can Dündar

    December 18

    Sevmek

    Gençken de severiz elbette. Aşık oluruz,tutuluruz birilerine. Ama gerçekten sevmeyi öğrenmek ciddi bir iştir ve zaman ister.
    Olgunlaşmamız, hayatı, kendimizi ve karşı cinsi tanımak gerekir, ölesiye değil, adam gibi sevmek için.
    Kadınlar genellikle otuzlarında, erkekler ise kırklarında keşfederler gerçek sevgiyi.
    Ve anlarız ki sevmek, sevileni olduğu gibi kabul etmek demektir.
    Anlarız ki, sevilenin sevdiği her şey bizim için de sevilesidir.
    Anlarız ki, sevdiğinizle kesin olarak dost da olmamız gerekirmiş.
    Anlarız ki, sevdiğimizin özgürlüğüne, yalnızlıklarına saygı göstermemiz gerekirmiş.
    Anlarız ki, sevdiğiniz insanın kişiliğine yönelik eleştirilerden kaçınmamız gerekirmiş.
    Anlarız ki, en kısa yoluymuş sevileni değiştirmeye kalkmak.
    Anlarız ki, sevdiğimiz de karşılıksız sevmemiz gerekirmiş .
    Anlarız ki, birbirimize içten gelen bir saygı duymamız gerekirmiş.
    Anlarız ki, en zor anlarımız da bile hep yanı başımız da olan insan sevilirmiş yürekten.
    Anlarız ki, birbirimize kendimizi olduğumuz gibi anlatmakla besleyip ,çoğaltabiliriz sevgimizi.
    Anlarız ki, tartışmalarımız her zaman aramızda ki sorunları çözmeye yönelik olmalıymış.
    Anlarız ki, anlamsız kıskançlıklarla sevgimizi boğmamalıymışız.
    Anlarız ki, hayatımıza sevgimize burunlarını sokanların o burunlarını kırıp ellerine vermeliymişiz.
    Anlarız ki, insan bağımlısı olmak değilmiş sevmek..
    Ve anlarız ki, sevmeyi öğrenmek yıllarını alırmış insanın.

    December 17

    BEN VE İÇİMDEKİ BEN

    Dinle beni içimdeki ben, Bu yürek ikimizi çekmez. Ya sen demir atmalısın ya ben, Bu liman ikimize yetmez.

    Güneşin çocuğusun sen, Neşen hiç tükenmez. Oysa; Yağmuru severim ben, Ağladığım fark edilmez.

    Çokluktan yanasın sen, Gönül okşayanların hiç bitmez. Oysa; Yalnızlığı severim ben, Kimse alay edemez.

    Gündüzlerin adamısın sen, Yüzüne gölge düşmez. Oysa; Geceyi severim ben, Çirkinliğim görünmez.

    Güzelin peşindesin sen, Değerine paha biçilmez. Oysa; Çirkini severim ben, Güzelim diye övünmez.

    İnsana taparsın sen, Tatlı sözü esirgemez, Oysa; Hayvanı severim ben, Dili yok, yalan söylemez.

    Dinle beni içimdeki ben. Bu liman ikimize yetmez. Ya sen demir almalısın ya ben. Yoksa bu kavga bitmez.