murat's profile« » M µ ® å '][' « »PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    November 19

    Biz o kadar fakirdik ki...

    —biz o kadar fakirdik ki; mahallemizde gökkuşağı bile siyah beyaz çıkardı

    —biz o kadar fakirdik ki; masraf olmasın diye ben 7 yaşına kadar doğmadım. Ağabeyimi de gazete verdi.

    —biz o kadar fakirdik ki; misafirliğe giderken bineceğimiz dolmuşun arkasından koşmak suretiyle takip ederdik

    —biz o kadar fakirdik ki; eve gelen misafirleri yerdik

    —biz o kadar fakirdik ki; peynirimiz yoktu her sabah tenekenin içine girer peynir taklidi yapardık

    —biz o kadar fakirdik ki; biber çekirdeklerinden çorba yapardık

    —biz o kadar fakirdik ki; ağabeyimin eskilerini kendi giyerdi ben çıplak dolaşırdım

    —biz o kadar fakirdik ki; ne sen sooor ne ben söyleyeyim kuracak cümlemiz bile yoktu yani.

    —biz o kadar fakirdik ki; tuvalet kâğıdını kurutup kurutup kullanırdık

    —biz o kadar fakirdik ki; kokain yerine tebeşir tozu çekerdik.

    —biz o kadar fakirdik ki; okul karnesini karneyle aldığımı bilirim

    —biz o kadar fakirdik ki; kasabı manavı geçtik köpeğe kemik borcumuz vardı

    —biz o kadar fakirdik ki; dilencilerin paralarını çalar counter oynamaya giderdik

    —biz o kadar fakirdik ki; Hint fakirleri dayanamayıp misyonlarını bize devrettiler.

    —biz o kadar fakirdik ki; okula jaguarla gidip geldim senelerce, yok yani bildiğin jaguar deh diyordum gidiyordu kırmızı ışıkta durmak sorun oluyordu çok zorluk çektik çook…

    —biz o kadar fakirdik ki; eskimesin diye aynaya bakmazdık

    —biz o kadar fakirdik ki; Fakir BAYKURT bizim idolümüzdü duvara posterini asardık duvarda desteksizdi çiviyi çakınca yıkılmıştı zaten

    —biz o kadar fakirdik ki; siyah beyaz televizyonumuz bile yoktu bizim televizyon sadece siyahtı bizim kadar fakir olan komşumuzun beyaz televizyonuyla yan yana koyar öyle seyrederdik ya.

    —biz o kadar fakirdik ki; küçük kardeşimi acıkınca yemiştik ağabeyimde akşam gelip hani bana hani bana demişti. Rahmetli….

    —biz o kadar fakirdik ki; meteliğe atacak kurşunumuz bile yoktu bizde taş atardık

    —biz o kadar fakirdik ki; babamdan tokat yerdik başka şey yoktu bir tokadı 4 kişi paylaştığımız günler oldu

    —biz o kadar fakirdik ki; sinekler bize değil biz sineklere konuyorduk.

    —biz o kadar fakirdik ki; kelimelerimizi tartarak konuşurduk günlük kotayı aşınca babamız falakaya yatırırdı.
    November 13

    YaLaN

    Bir yalandı
    Sarıldığım
    Bir yalandı sevdiğim
    Ve...
    Ve sen Kara Yalanlar Kraliçesi
    Gözlerimi kapatıp
    Uçurumuna atsam da kendimi
    Sen hiçbir şeye
    Evet! Hiçbir şeye
    Değmezsin!
    Ne gözyaşlarına
    Ne de kağıda
    Akıttığım kanlara...

    Sen sadece
    Yarattığım
    Bir yalansın! ...

    Benim günahım! ...
    Benim yakanım! ...

    ---ALINTI----

    November 07

    umutsuzluk

    ”Belki de umut etmek için çok geç kalınmıştı..”

    Uzaklardan bir rüzgar esintisiyle gelmiştin bana..
    En yandığım zamanların birinde yağmur zamanımdın.
    Her bir titreyişle çok uzaklardan gelirdin.
    Hep olduğu gibi yine uçurumun kenarında yakalamıştın ve pamuk
    ipliğiyle bağlı yaşamıma bir düğüm atmıştın.
    Fakat ara ara ellerimi uzattığımda dokunamazdım sana,
    kaybolurdun..
    Ardından uzun geceler boyu düşünürdüm
    ”Acaba gerçekten geldi mi?” diye.
    Sonra ”HAYIR GELMEDİ!” diye emin olurdum.
    Çünkü bilirdim süzülen göz yaşlarım SEVDAMAYDI....SANA DEGİL....

    November 06

    Bilmek istiyorum

    *Kaç yaşında olduğun beni ilgilendirmiyor.
    Aşk için, hayallerin için, yaşıyor olma serüveni için
    Bir aptal gibi görünme riskini göze alıp almayacağını bilmek istiyorum.

    *Ay’ının etrafında hangi gezegenlerin döndüğü beni ilgilendirmiyor.
    Kederinin merkezine dokunup dokunmadığını, hayatın ihanetlerince açılıp açılmadığın, daha fazla acı
    korkusundan kapanıp kapanmadığını bilmek istiyorum.

    *Bana anlattığın hikâyenin doğru olup olmaması beni ilgilendirmiyor.
    Kendi kendine dürüst olmak için bir başkasını hayal kırıklığına uğratıp
    uğratamayacağını; ihanetin suçlamasına dayanıp, kendi ruhuna ihanet edip etmeyeceğini bilmek istiyorum.

    *Nerede, kiminle, ne okuduğun beni ilgilendirmiyor.
    Diğer her şey bittiğinde seni ayakta tutan şeyin ne olduğunu bilmek istiyorum.

    Oriah Mountain Dreamer
    (Kanadalı Bir Kızılderili)

    November 04

    İyi oldu gelmediğin

    Bu köprüden her benim diyen geçemez,
    iyi oldu gelmediğin
    Yumuşacık yürek gerek,
    sevgi kadar derin gözler,
    inançlı bir bilek gerek
    iyi oldu gelmediğin.

    Sen, bilindik kıyıların sığ sularından açılmadan yaşarsın
    Sen,okyanus mavisine uzaklardan bakarsın,

    Biz,
    yürüyemeyeceğin kadar uzak,
    düşleyemeyeceğin kadar renkli,
    ve berrak bir ülkeye birlikte gidemezdik.

    Sen, açık denizlerden habersiz bir balık,
    yalçın tepelerden uzak bir martısın.
    Sen, benim için korkak,
    herkes için her yerdeki insansın.
    İyi oldu gelmediğin.

    November 03

    SEN

    GEL BİR PAZARLIK YAPALIM SENİNLE...
    PAYLAŞALIM HER ŞEYİ
    SULARDAN BAŞLAYALIM ÖNCE.
    AŞILMAZ OKYANUSLAR MASMAVİ DENİZLER DERİN GÖLLER SENİN OLSUN...
    BANA SADECE GÖZLERİNİ VER YETER...
    BEN BİLMEM ÖYLE SÜSLÜ KELİMELERİ...
     SEVİYORSAM BUNU BAŞKA TÜRLÜ SÖYLEMEM...
     BANA LAZIM DEĞİL ANLAŞILMAZ SÖZLER.
    SENİN OLSUN LUGATTAKİ TÜM SÖZCÜKLER,
    BANA SENİ SEVİYORUM YETER.
    ALFABEDEN EN GÜZEL SÖZÜ YAZMAK İÇİN
    YİRMİ DOKUZ HARFE NE GEREK...
     AL YİRMİALTISI SENİN OLSUN
    BANA SEN YETER...

    Kim Özlerdi Avuç İçlerinin Kokusunu

    O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
    arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar
    bırakılmasaydı eğer.

    Dayanılması o kadar da zor değildir,
    büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

    Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
    yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer.

    Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
    çalınan birinin kalbiyse eğer.

    Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
    insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

    O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
    hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

    Daha çabuk unutulurdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
    kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

    Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
    öylesine delice bakmasalardı eğer.

    Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı
    belki de,
    kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

    Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece
    sohbetlerinin,
    son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

    Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
    meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır
    yaralamasaydı eğer.

    Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
    beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

    Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
    tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

    O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
    yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

    O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
    son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

    Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
    her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

    Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
    dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

    Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
    namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

    Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
    dokunulası ipekten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

    Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
    sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

    Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
    kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

    İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir
    ayrılık gizlendiğine
    belki de, kartvizitinde "onca ayrılığın birinci
    dereceden failidir"
    denmeseydi eğer.

    Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
    ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

    Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
    kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle
    avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

    Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
    Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini
    tutmak isterse...

    Evet Sevgili,
    Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim
    uzanmak isterdi ince parmaklarına,
    mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık
    etmiş olmasalardı eğer!!

    Can Yücel  

    October 31

    ::..::..::..::..::..::..::

    Yalnızlığım sana emanet...
    " ben aslında öyle bir şarkı yazmak isterdim ki"
    içinde sen, ben ve sevmek yalnızca
    ninniler söyleyebilseydim
    uyusaydın kollarımda
    öyle bir aşk ki dokunsaydı sonsuza
    bu şarkıyı herkes söylemek isterdi
    "ama..." kimse ayrılığa, ölüme, yağmura dur diyemedi
    bir gün kabalık edersem
    habersiz çekip gidersem
    yalnızlığım sana emanet
                                               -alıntı-
    October 30

    Gülüşün


    gülüşünde bir mana var
    saklayamazsın
    sarılışında ne düşler
    ne düşükler
    sakınamazsın

    aynı yolları,
    kimsesiz mekanları
    birlikte özleme hasreti...
    yalnızlığımın dert ortağı gastrit...

    gülüşünde bir mana var
    saklayamazsın

    bütün iç savaşlarda
    rehin alındı bu yürek
    kandıramazsın

    hangi çekilişin
    büyük ikramiyesi bu,
    en uzak sevişmelerin
    yeni yetme utancı
    lakin aşk
    biraz da utanmaktır yaşamaktan...
    sakınamazsın...
    yeni yetmelik işine gelince
    o zaten hepimizin gizli öznesi
    Türkçe'de var
    bazı dillerde yok

    gülüşünde bir mana var
    saklayamazsın
    kime niyet kime felaket bu aşk
    anlayamazsın

    ödümüz patlıyor acı çekmekten
    oysa
    biraz da acıdır
    aşkın mayası...
    kaçınamazsın...

    gülüşündeki manayı saklayamazsın
    tutunacak verimiz yok
    resmi tutanaklarda

    gülüşünde bin yıllık hasret var
    saklayamazsın
    .........................................

    bu yazık karşılaşmanın
    alnımıza çakılıyor anafikri :

    aşka cesaretimiz yoksa
    başka zaman görüşürüz!

    Şubat 1994

    Yılmaz Erdoğan

    October 28

    Her gününüz bayram olsun

    Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz kalınca anlar insan... 
    Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir; sevmeninkini yalnızlık...
     
    Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp "Çok şükür bugünü de gördük" diyebilmek...
     
    Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.
    Küsken barışmak, ayrıyken kavuşmak, suskunken konuşmak bayramdır.
    Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi, nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır.
     
    Sonrasında gelen ilk diş bayramdır, ilk söz bayram, ilk adım, ilk yazı, ilk karne bayram...
    Güne gülümseyerek başlamak bayramdır.
    "İyi ki yanımdasın" bayram, "Her şeyi sana borçluyum" bayram, "Hiç pişman değilim" bayram...
    Evlatların mürüvvetini görebilmek, eve dolu bir torbayla gidebilmek, konu komşuyla yarenlik edebilmek, akşamları eskimeyen bir keyifle çay demleyebilmek bayramdır.
    Zamanı donduran eski fotoğraflara nedametsiz bakabilmek, altı çizilmiş eski kitapları aynı inançla okuyabilmek, yol arkadaşlarının yüzüne utanmadan bakabilmek bayramdır. 
    Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta ölebilmek bayram...
    Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur.
    Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler. 
    Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır.
    Her gününüz bayram olsun!


     Can Dündar
    October 16

    :

    Yaşam "Sen" ve "Ben" ayırımını aştıktan sonra başlar...
    Öncesi hazırlık sınıfı

    "Evlilik" eve dönme isteğidir, zorunluluğu değil.

    "Aile" birbirleri için koşuşturanlar topluluğudur, salt akrabalık ilişkisi değil.

    Bir saldırgan söz, söyletmese bile bin tanesini çağrıştırır.

    Asla had bildirme... Asla mahcup etme...

    October 02

    Yüce Dağ Başında Yanar Bir Işık

    Yüce Dağ Başında Yanar Bir Işık
    Düşmüşüm Derdine Olmuşum Aşık
    Ağ Buğday Benizlim Zülfü Dolaşık

     Dividim Kalemim Yazarım
     Böyle Bir Yavrunun Derdi Var Bende
     Yar Bende Oy Bende
     İşte Ben Gidiyom Yar Hemen Ağla 
     Dön Ağla Yan Ağla

    Yüce Dağ Başından İndiremedim
    Yönünü Yönüme Döndüremedim
    Bir Güzelin Aklın Kandıramadım 

     Dividim Kalemim Yazarım
     Böyle Bir Yavrunun Derdi Var Bende
     Yar Bende Oy Bende
     İşte Ben Gidiyom Yar Hemen Ağla 
     Dön Ağla Yan Ağla

    September 24

    Cennet - Cehennem

    Paulo Coelho'nun, Seytan ve Genc Kadin adli romanindan hos bir bölüm;

    ..."Yollari oldukca uzunmus, yokus yukari gidiyorlarmis, gunes yakiciymis, ter icinde kalmislar, susamislar.

    Bir donemecin ardinda harika bir mermer kapi gormusler; kapi, ortasinda bir cesme bulunan altin doseli bir meydana aciliyormus, cesmeden berrak bir su akiyormus.

    Yolcu kapidaki bekciye donmus.

    'Iyi gunler.'

    'Iyi gunler,' diye yanit vermis bekci.

    'Burasi harika bir yer, adi ne?'

    'Burasi cennet.'

    'Ne iyi, cennete gelmisiz, cunku cok susadik.'

    'Iceri girip dilediginiz kadar su icebilirsiniz', demis bekci ve eliyle cesmeyi gostermis.

    'Atimla kopegim de susadilar.'

    'Kusura bakmayin,' demis bekci.

    'Buraya hayvanlar giremez.'

    Yolcu cok uzulmus, cok susamismis, ama suyu tek basina icmek istemiyormus. Bekciye tesekkur edip yoluna devam etmis. Epeyce bir sure yamac yukari gittikten sonra eski gorunumlu kucuk bir kapiya varmislar, kapi iki yani agaclikli toprak bir yola aciliyormus. Agaclardan birinin altinda, sapkasini alnina indirmis, uyur gibi yatan bir adam varmis.

    'Iyi gunler,' demis yolcu

    Adam basini sallamis.

    'Atim, kopegim ve ben cok susadik.'

    'Surada taslarin arasinda bir pinar var,' diyen adam eliyle orayi isaret etmis.'Istediginiz kadar su icebilirsiniz.'

    Yolcu, ati ve kopegi pinara gidip susuzluklarini gidermisler.

    Yolcu bekciye tesekkur etmis.

    'Istediginiz zaman yine gelebilirsiniz,' demis bekci.

    'Buranin adi ne?'

    'Cennet.'

    'Cennet mi? Ama mermer kapidaki bekci bana orasinin cennet oldugunu soyledi.'

    'Orasi cennet degil cehennemdi.'

    Yolcunun akli karismis 'Sizin adinizi kullanmalarina niye izin veriyorsunuz? Yanlis bilgi vermeleri buyuk karisikliga neden olur!'

    'Hic de degil. Aslinda onlar bize buyuk bir iyilikte bulunuyorlar. En iyi dostlarina sırt cevirenlerin hepsi orada kalıyor cunku...
    September 23

    hiç

    Sana anlattıklarım neleri susuyor bir bilsen
    Ve anlatmadıklarım neleri söylüyor
    Boğazımı yırtarcasına susuyorum
    Ya verilmekten yıpranan cevaplardayım
    Ya sorulmamaktan solan sorularda
    Sen ıslatmasını bilmeyen bir yağmur oldun her akşam
    Ben ıslanmasını bilmeyen ahmak
    Bu yüzden aşık olamadık sırılsıklam

    September 16

    Herkes Gibisin

    gönlümle başbaşa düşündüm demin
    artık bir sihirsiz nefes gibisin
    şimdi kal içinde bomboş kalbimin
    akisleri sönen bir ses gibisin

    maziye karışıp sevda yeminim
    bir anda unuttum seni eminim

    kalbimde kalbine yok bile kinim
    bence artık sen de herkes gibisin
    bence artık sen de herkes gibisin

                                        Nazım Hikmet

    September 14

    Bir hikaye

    Uzun boylu, ay yüzlü bir kız vardı kasabanın birinde. Onun sevgisiyle herkes yolunu yitirmişti. İşi gücü dilberlikti, bez yıkarken saçlarını çözer, eteğini beline toplar âşıklarının gönüllerine ateş çalardı.

            Kemale ermiş, yaşını başını almış bir adam da Âşık oldu ona ve tez vakitte kemalini yitirdi, tecrübeli aklı deliliğe yaklaştı, yüzünün aşkıyla beli iki kat olup gönlü bela zinciriyle bir girdapta kaldı. Sonunda dayanamadı, kendini ona vakfetti, her işi onun için, her şeyi onun adına yapmaya başladı. Ücretle iş yapsa kazancını ona sunar, eline altın geçse gider o gümüş bedenliye verirdi. Bir gün genç kız kendisine dedi ki:

              -Yanışın her an biraz daha artmada, ama aşkta masraf ziyade gerek, sendeki sermaye yalnızca aşk olursa mutfak boş kalır, daha fazlaya gücün yetmezse geç bu sevdadan, davul dengi dengine demişler…

              -Sevgili, dedi âşık, bedeninde bir avuç ilikten, bir parça deriden başka bir şey kalmadı yolunda harcayacak. Bari beni sat da elde ettiğinle bir müddet daha hoş ol.

            Genç kız âşığını derhal Mısır’a götürdü, orada bir kürsü kurmuşlar, âdet etmişler, satıcı kürsüye oturur, kölesi ayakta durup müşteri beklerdi. Bir müddet beklediler. Adam hiç üzüntü göstermiyor, hiç boynunu bükmüyor, hatta müşteri çıktığı vakit baş gösterecek ayrılığı da aklına getirmiyordu. Bir adam gelip genç kıza sordu:

       - Şu ayakta bekleyen ihtiyar senin kulun mu?

       - Evet , benim kulumdur!..

          O sırada ihtiyar düşüp bayıldı. Adam pazarlık ile onu satın aldı ve kendine geldiğinde şehrin dışında bir mezarlığa götürdü. Meğer o adamın babası ölmüş, o da babasının ruhu için bir köle azat etmeyi ahdetmiş, ihtiyarı satın alması bundanmış. Mezarın başında zavallı ihtiyarı azat edip cebini de altınla doldurduktan sonra gönlünü şad etmek için dedi ki:

             -Diliyorsan ey ihtiyar, Mısır’da kal, malın eksilmez, seni gözetirim.

            -Dilersen de var git, çünkü artık hürsün, kendi kendinin sultanısın.

         İhtiyar teşekkür ederek genç kızın ardınca koşup yetişti ve altınları avucuna sayıp gönlünü alana yine gönlünü teslim etti. Dünyayı onun yüzünde apaydın görüyordu ve dedi ki,

           -A sevgili! Şu gönül, senin için satılmaktan aldığı lezzeti bugüne dek hiçbir şeyden almadı. Hele’ benim kulumdur!’ dediğin andaki saadetim,sanmam ki başka bir kimsede olsun!.. Haydi yine beni pazara götürüp mezada ko!.

    AşknameKırmızı gülİskender Pala

    September 13

    Herkesi Affettim

    bir gün gittim…

    geride yığınla soru işareti bırakarak

    yanıtlamaya vaktim yoktu

    geç kalmıştım hayata, uçtum kanatlarımı takarak.

    bir gün gittim…


    dönüp arkama bakmadım bile bir kez

    nelerden vazgeçtiğimi görmek istemedim

    istemedim kimseyi bir kez daha yıkmak

    zaten ben gelmeyi de istemedim ki…

    bir gün gittim…


    hala kulaklarımda yankılanan; bir araba kapısı vuruşuyla çıktım o fotoğraftaki kareden

    o kareki beni yıllarca kendimden uzağa iten.

    bir gün gittim…


    gitmeler hiç bitmeyecekti; bildim

    bildim de, bilmemezlikten geldim

    zaten ben gördüm de, görmemezlikten geldim.

    bir gün gittim…


    asırlar uzağa, uzaklar soğukmuş

    üşüdükçe anladım düştüğümü tuzağa.

    bir gün gittim…


    hiç hesabım kalmadı artık kendimle

    sen de dahil

    herkesi affettim…

    September 11

    Bir gün

    Bir gün...
    Bir günüm daha olsaydı

    Yaşamak için...
    Herşeyimi verirdim
    verebilseydim...

    Bir gün
    Bir gün daha kalabilseydim yanında...

    Herşeyimi verirdim
    Seçebilseydim...


    Sadece 1 gün istedim
    Daha fazlası değil

    Uyanma, kalkma, gitme yanımdan
    Bugün son günüm
    Doya doya bakayım sana derdim...


    Bir gün,
    Sadece 1 gün

    Çok fazla değil ki



    Hadi son bir kez sarıl bana


    Bak bu benim son günüm...


    Birgün, sadece 1 günüm olsaydı


    Yaşayabilmek icin


    Herşeyimi verirdim
    Yanında uyuyabilmek için...



    1 gün
    Sadece 1 gün verin bana



    Sonra dönerim karanlığa



    Çok değil 1, sadece son 1 gün
    Yaşamak için bana....
    August 22

    Aile çay gibidir

    Çayı çok sevdiğimi söyleyince, yaşlı teyze anlattı geçenlerde...

    Bak oğlum diye başladı söze:

    Çayın alt demliği evdeki kaynanadır; devamlı kaynar durur. Üst evdeki gelindir; alt demlik kaynadıkça o olgunlaşır, demlenir. Gelinin kocası ise bardaktır; biraz kaynana doldurur onu biraz da gelin... Çocuklar çayın şekeridir, tad verir. Görümce ise çay kaşığıdır; arada bir gelir ve karıştırır gider. Kaynataya gelince; o da bardak altıdır. Dökülenleri bir araya toplar.

    alıntı

    Hayat

    Kimi sevdiğin ve kimi incittiğindir.
    Kendin için neler hissettiğindir.
    Güven, mutluluk, şefkattir.
    Arkadaşlarına destek olmak
    Ve nefretin yerine
    Sevgiyi koymaktır...!
    Hayat kıskançlığı yenmek,
    Önemsemeyi öğrenmek ve güven geliştirmektir.
    Ne dediğin ne demek istediğindir.
    İnsanların sahip oldukları değil,
    Kendilerini olduğu gibi görmektir.
    Her şeyden önemlisi, hayatı başkalarının
    Hayatını olumlu yönde etkilemek için kullanmayı seçmektir.
    Sevmesini bilmeyenlere inat...
    Biz seni çok seviyoruz hayat...