murat's profile« » M µ ® å '][' « »PhotosBlogListsMore Tools Help

« » M µ ® å '][' « »

HOŞGELDİNİZ :)

Custom HTML

French video Gadget Sandbox

Loading...

murat yanar

Occupation
Location
Photo 1 of 2
Başlığın üstünü tıklayın

DEĞERLİ YORUMLARINIZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM

 

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
hocam edebiyatcı olduğunuz her halinizden belli songül
Jan. 30

Windows Media Player

Sandbox

Loading...
Favori Şarkılarım
by 
by 
by 
by 
by 
by 

French video Gadget Sandbox

Loading...

Sandbox

Loading...
November 19

Biz o kadar fakirdik ki...

—biz o kadar fakirdik ki; mahallemizde gökkuşağı bile siyah beyaz çıkardı

—biz o kadar fakirdik ki; masraf olmasın diye ben 7 yaşına kadar doğmadım. Ağabeyimi de gazete verdi.

—biz o kadar fakirdik ki; misafirliğe giderken bineceğimiz dolmuşun arkasından koşmak suretiyle takip ederdik

—biz o kadar fakirdik ki; eve gelen misafirleri yerdik

—biz o kadar fakirdik ki; peynirimiz yoktu her sabah tenekenin içine girer peynir taklidi yapardık

—biz o kadar fakirdik ki; biber çekirdeklerinden çorba yapardık

—biz o kadar fakirdik ki; ağabeyimin eskilerini kendi giyerdi ben çıplak dolaşırdım

—biz o kadar fakirdik ki; ne sen sooor ne ben söyleyeyim kuracak cümlemiz bile yoktu yani.

—biz o kadar fakirdik ki; tuvalet kâğıdını kurutup kurutup kullanırdık

—biz o kadar fakirdik ki; kokain yerine tebeşir tozu çekerdik.

—biz o kadar fakirdik ki; okul karnesini karneyle aldığımı bilirim

—biz o kadar fakirdik ki; kasabı manavı geçtik köpeğe kemik borcumuz vardı

—biz o kadar fakirdik ki; dilencilerin paralarını çalar counter oynamaya giderdik

—biz o kadar fakirdik ki; Hint fakirleri dayanamayıp misyonlarını bize devrettiler.

—biz o kadar fakirdik ki; okula jaguarla gidip geldim senelerce, yok yani bildiğin jaguar deh diyordum gidiyordu kırmızı ışıkta durmak sorun oluyordu çok zorluk çektik çook…

—biz o kadar fakirdik ki; eskimesin diye aynaya bakmazdık

—biz o kadar fakirdik ki; Fakir BAYKURT bizim idolümüzdü duvara posterini asardık duvarda desteksizdi çiviyi çakınca yıkılmıştı zaten

—biz o kadar fakirdik ki; siyah beyaz televizyonumuz bile yoktu bizim televizyon sadece siyahtı bizim kadar fakir olan komşumuzun beyaz televizyonuyla yan yana koyar öyle seyrederdik ya.

—biz o kadar fakirdik ki; küçük kardeşimi acıkınca yemiştik ağabeyimde akşam gelip hani bana hani bana demişti. Rahmetli….

—biz o kadar fakirdik ki; meteliğe atacak kurşunumuz bile yoktu bizde taş atardık

—biz o kadar fakirdik ki; babamdan tokat yerdik başka şey yoktu bir tokadı 4 kişi paylaştığımız günler oldu

—biz o kadar fakirdik ki; sinekler bize değil biz sineklere konuyorduk.

—biz o kadar fakirdik ki; kelimelerimizi tartarak konuşurduk günlük kotayı aşınca babamız falakaya yatırırdı.
November 13

YaLaN

Bir yalandı
Sarıldığım
Bir yalandı sevdiğim
Ve...
Ve sen Kara Yalanlar Kraliçesi
Gözlerimi kapatıp
Uçurumuna atsam da kendimi
Sen hiçbir şeye
Evet! Hiçbir şeye
Değmezsin!
Ne gözyaşlarına
Ne de kağıda
Akıttığım kanlara...

Sen sadece
Yarattığım
Bir yalansın! ...

Benim günahım! ...
Benim yakanım! ...

---ALINTI----

November 07

umutsuzluk

”Belki de umut etmek için çok geç kalınmıştı..”

Uzaklardan bir rüzgar esintisiyle gelmiştin bana..
En yandığım zamanların birinde yağmur zamanımdın.
Her bir titreyişle çok uzaklardan gelirdin.
Hep olduğu gibi yine uçurumun kenarında yakalamıştın ve pamuk
ipliğiyle bağlı yaşamıma bir düğüm atmıştın.
Fakat ara ara ellerimi uzattığımda dokunamazdım sana,
kaybolurdun..
Ardından uzun geceler boyu düşünürdüm
”Acaba gerçekten geldi mi?” diye.
Sonra ”HAYIR GELMEDİ!” diye emin olurdum.
Çünkü bilirdim süzülen göz yaşlarım SEVDAMAYDI....SANA DEGİL....

November 06

Bilmek istiyorum

*Kaç yaşında olduğun beni ilgilendirmiyor.
Aşk için, hayallerin için, yaşıyor olma serüveni için
Bir aptal gibi görünme riskini göze alıp almayacağını bilmek istiyorum.

*Ay’ının etrafında hangi gezegenlerin döndüğü beni ilgilendirmiyor.
Kederinin merkezine dokunup dokunmadığını, hayatın ihanetlerince açılıp açılmadığın, daha fazla acı
korkusundan kapanıp kapanmadığını bilmek istiyorum.

*Bana anlattığın hikâyenin doğru olup olmaması beni ilgilendirmiyor.
Kendi kendine dürüst olmak için bir başkasını hayal kırıklığına uğratıp
uğratamayacağını; ihanetin suçlamasına dayanıp, kendi ruhuna ihanet edip etmeyeceğini bilmek istiyorum.

*Nerede, kiminle, ne okuduğun beni ilgilendirmiyor.
Diğer her şey bittiğinde seni ayakta tutan şeyin ne olduğunu bilmek istiyorum.

Oriah Mountain Dreamer
(Kanadalı Bir Kızılderili)

November 04

İyi oldu gelmediğin

Bu köprüden her benim diyen geçemez,
iyi oldu gelmediğin
Yumuşacık yürek gerek,
sevgi kadar derin gözler,
inançlı bir bilek gerek
iyi oldu gelmediğin.

Sen, bilindik kıyıların sığ sularından açılmadan yaşarsın
Sen,okyanus mavisine uzaklardan bakarsın,

Biz,
yürüyemeyeceğin kadar uzak,
düşleyemeyeceğin kadar renkli,
ve berrak bir ülkeye birlikte gidemezdik.

Sen, açık denizlerden habersiz bir balık,
yalçın tepelerden uzak bir martısın.
Sen, benim için korkak,
herkes için her yerdeki insansın.
İyi oldu gelmediğin.

November 03

SEN

GEL BİR PAZARLIK YAPALIM SENİNLE...
PAYLAŞALIM HER ŞEYİ
SULARDAN BAŞLAYALIM ÖNCE.
AŞILMAZ OKYANUSLAR MASMAVİ DENİZLER DERİN GÖLLER SENİN OLSUN...
BANA SADECE GÖZLERİNİ VER YETER...
BEN BİLMEM ÖYLE SÜSLÜ KELİMELERİ...
 SEVİYORSAM BUNU BAŞKA TÜRLÜ SÖYLEMEM...
 BANA LAZIM DEĞİL ANLAŞILMAZ SÖZLER.
SENİN OLSUN LUGATTAKİ TÜM SÖZCÜKLER,
BANA SENİ SEVİYORUM YETER.
ALFABEDEN EN GÜZEL SÖZÜ YAZMAK İÇİN
YİRMİ DOKUZ HARFE NE GEREK...
 AL YİRMİALTISI SENİN OLSUN
BANA SEN YETER...

Kim Özlerdi Avuç İçlerinin Kokusunu

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar
bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir,
büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer.

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unutulurdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı
belki de,
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece
sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır
yaralamasaydı eğer.

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipekten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir
ayrılık gizlendiğine
belki de, kartvizitinde "onca ayrılığın birinci
dereceden failidir"
denmeseydi eğer.

Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle
avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini
tutmak isterse...

Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim
uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık
etmiş olmasalardı eğer!!

Can Yücel  

October 31

::..::..::..::..::..::..::

Yalnızlığım sana emanet...
" ben aslında öyle bir şarkı yazmak isterdim ki"
içinde sen, ben ve sevmek yalnızca
ninniler söyleyebilseydim
uyusaydın kollarımda
öyle bir aşk ki dokunsaydı sonsuza
bu şarkıyı herkes söylemek isterdi
"ama..." kimse ayrılığa, ölüme, yağmura dur diyemedi
bir gün kabalık edersem
habersiz çekip gidersem
yalnızlığım sana emanet
                                           -alıntı-
October 30

Gülüşün


gülüşünde bir mana var
saklayamazsın
sarılışında ne düşler
ne düşükler
sakınamazsın

aynı yolları,
kimsesiz mekanları
birlikte özleme hasreti...
yalnızlığımın dert ortağı gastrit...

gülüşünde bir mana var
saklayamazsın

bütün iç savaşlarda
rehin alındı bu yürek
kandıramazsın

hangi çekilişin
büyük ikramiyesi bu,
en uzak sevişmelerin
yeni yetme utancı
lakin aşk
biraz da utanmaktır yaşamaktan...
sakınamazsın...
yeni yetmelik işine gelince
o zaten hepimizin gizli öznesi
Türkçe'de var
bazı dillerde yok

gülüşünde bir mana var
saklayamazsın
kime niyet kime felaket bu aşk
anlayamazsın

ödümüz patlıyor acı çekmekten
oysa
biraz da acıdır
aşkın mayası...
kaçınamazsın...

gülüşündeki manayı saklayamazsın
tutunacak verimiz yok
resmi tutanaklarda

gülüşünde bin yıllık hasret var
saklayamazsın
.........................................

bu yazık karşılaşmanın
alnımıza çakılıyor anafikri :

aşka cesaretimiz yoksa
başka zaman görüşürüz!

Şubat 1994

Yılmaz Erdoğan

October 28

Her gününüz bayram olsun

Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz kalınca anlar insan... 
Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir; sevmeninkini yalnızlık...
 
Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp "Çok şükür bugünü de gördük" diyebilmek...
 
Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.
Küsken barışmak, ayrıyken kavuşmak, suskunken konuşmak bayramdır.
Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi, nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır.
 
Sonrasında gelen ilk diş bayramdır, ilk söz bayram, ilk adım, ilk yazı, ilk karne bayram...
Güne gülümseyerek başlamak bayramdır.
"İyi ki yanımdasın" bayram, "Her şeyi sana borçluyum" bayram, "Hiç pişman değilim" bayram...
Evlatların mürüvvetini görebilmek, eve dolu bir torbayla gidebilmek, konu komşuyla yarenlik edebilmek, akşamları eskimeyen bir keyifle çay demleyebilmek bayramdır.
Zamanı donduran eski fotoğraflara nedametsiz bakabilmek, altı çizilmiş eski kitapları aynı inançla okuyabilmek, yol arkadaşlarının yüzüne utanmadan bakabilmek bayramdır. 
Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta ölebilmek bayram...
Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur.
Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler. 
Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır.
Her gününüz bayram olsun!


 Can Dündar
October 16

:

Yaşam "Sen" ve "Ben" ayırımını aştıktan sonra başlar...
Öncesi hazırlık sınıfı

"Evlilik" eve dönme isteğidir, zorunluluğu değil.

"Aile" birbirleri için koşuşturanlar topluluğudur, salt akrabalık ilişkisi değil.

Bir saldırgan söz, söyletmese bile bin tanesini çağrıştırır.

Asla had bildirme... Asla mahcup etme...

October 02

Yüce Dağ Başında Yanar Bir Işık

Yüce Dağ Başında Yanar Bir Işık
Düşmüşüm Derdine Olmuşum Aşık
Ağ Buğday Benizlim Zülfü Dolaşık

 Dividim Kalemim Yazarım
 Böyle Bir Yavrunun Derdi Var Bende
 Yar Bende Oy Bende
 İşte Ben Gidiyom Yar Hemen Ağla 
 Dön Ağla Yan Ağla

Yüce Dağ Başından İndiremedim
Yönünü Yönüme Döndüremedim
Bir Güzelin Aklın Kandıramadım 

 Dividim Kalemim Yazarım
 Böyle Bir Yavrunun Derdi Var Bende
 Yar Bende Oy Bende
 İşte Ben Gidiyom Yar Hemen Ağla 
 Dön Ağla Yan Ağla

September 24

Cennet - Cehennem

Paulo Coelho'nun, Seytan ve Genc Kadin adli romanindan hos bir bölüm;

..."Yollari oldukca uzunmus, yokus yukari gidiyorlarmis, gunes yakiciymis, ter icinde kalmislar, susamislar.

Bir donemecin ardinda harika bir mermer kapi gormusler; kapi, ortasinda bir cesme bulunan altin doseli bir meydana aciliyormus, cesmeden berrak bir su akiyormus.

Yolcu kapidaki bekciye donmus.

'Iyi gunler.'

'Iyi gunler,' diye yanit vermis bekci.

'Burasi harika bir yer, adi ne?'

'Burasi cennet.'

'Ne iyi, cennete gelmisiz, cunku cok susadik.'

'Iceri girip dilediginiz kadar su icebilirsiniz', demis bekci ve eliyle cesmeyi gostermis.

'Atimla kopegim de susadilar.'

'Kusura bakmayin,' demis bekci.

'Buraya hayvanlar giremez.'

Yolcu cok uzulmus, cok susamismis, ama suyu tek basina icmek istemiyormus. Bekciye tesekkur edip yoluna devam etmis. Epeyce bir sure yamac yukari gittikten sonra eski gorunumlu kucuk bir kapiya varmislar, kapi iki yani agaclikli toprak bir yola aciliyormus. Agaclardan birinin altinda, sapkasini alnina indirmis, uyur gibi yatan bir adam varmis.

'Iyi gunler,' demis yolcu

Adam basini sallamis.

'Atim, kopegim ve ben cok susadik.'

'Surada taslarin arasinda bir pinar var,' diyen adam eliyle orayi isaret etmis.'Istediginiz kadar su icebilirsiniz.'

Yolcu, ati ve kopegi pinara gidip susuzluklarini gidermisler.

Yolcu bekciye tesekkur etmis.

'Istediginiz zaman yine gelebilirsiniz,' demis bekci.

'Buranin adi ne?'

'Cennet.'

'Cennet mi? Ama mermer kapidaki bekci bana orasinin cennet oldugunu soyledi.'

'Orasi cennet degil cehennemdi.'

Yolcunun akli karismis 'Sizin adinizi kullanmalarina niye izin veriyorsunuz? Yanlis bilgi vermeleri buyuk karisikliga neden olur!'

'Hic de degil. Aslinda onlar bize buyuk bir iyilikte bulunuyorlar. En iyi dostlarina sırt cevirenlerin hepsi orada kalıyor cunku...
September 23

hiç

Sana anlattıklarım neleri susuyor bir bilsen
Ve anlatmadıklarım neleri söylüyor
Boğazımı yırtarcasına susuyorum
Ya verilmekten yıpranan cevaplardayım
Ya sorulmamaktan solan sorularda
Sen ıslatmasını bilmeyen bir yağmur oldun her akşam
Ben ıslanmasını bilmeyen ahmak
Bu yüzden aşık olamadık sırılsıklam

September 16

Herkes Gibisin

gönlümle başbaşa düşündüm demin
artık bir sihirsiz nefes gibisin
şimdi kal içinde bomboş kalbimin
akisleri sönen bir ses gibisin

maziye karışıp sevda yeminim
bir anda unuttum seni eminim

kalbimde kalbine yok bile kinim
bence artık sen de herkes gibisin
bence artık sen de herkes gibisin

                                    Nazım Hikmet